Yaşadığımız ülkenin her karışından kemikler fışkırıyor, yıllardır saklanan üstü örtülen kemikler. Ülkenin her yerinde anneler ağlıyor, ağladıkça onların da üzerilerine ölü toprakları atılıyor. 1995'den bu yana yani 18 yıldır her cumartesi günü Galatasaray Lisesi' nin önünde kayıp yakınları. Sadece kayıpların devlet arşivinde kayıtlı akıbetlerinin açıklanmasını istiyorlar. Yani bir gün akşam eve geri dönmesi için uğurladıkları evlatlarını bekliyorlar hala...Aslında ölüp-ölmediklerini bile bilmeden. Yıllar geçtikçe bir haber dahi alamadıkları yakınlarının kemiklerini istiyorlar. Ayrı ayrı ama hep aynı yerlere çıkan hikayelerle dolu Galatasaray Lisesinin önü...
Orada
her hafta bize insan olmayı anlatıyor, her cumartesi öylesine akıp
geçen zamana karşı gelerek insan olabilmeyi.. Yani başımızda ki
insanların acılarına bu kadar yabancılaştığımız bu
dönemlerde herkes kendi derdinin peşine düşmüşken bir arada
olduğumuzda daha güçlü olabileceğimizi hatırlatıyorlar bize.
Vicdan, umut, ana, kayıp kelimelerinin ağırlığı bedenlerinde
yaşarken unutulan bir yaşamı paylaşıyorlar...
Yanımızda
annelere biber gazı atılırken , coplanırken orada onların
yanında olmak hepimizin sorumluluğu ve insanlık dersidir. Berfo
Ana'yı daha yeni kaybettik. Oğlu Cemil Kırbay'ın kemiklerini
aradı yıllarca. Galatasaray Lisesinin önünde... Berfo Ana her
cumartesi günü orada sessizliğin sesini duyurmaya çalıştı
"oğlumun kemiklerini bulmadan beni toprağa gömmeyin"
dedi, hasta yatağında en son. En son yine Galatasaray meydanında
gördük Berfo Ana'yı...Ölmek gerekti evladının kemiklerine
sarılmak için , bir çığlıkla ölmek. Her cumartesi, meydan da
kulaklarımız da yankılanacak bir annenin çığlığı kaldı
geride...Her cumartesi aynı meydan da, aynı saatte duyacağımız o
çığlıktan daha ne kadar somut olabilir ki yaşanılan acı.
Çok
zor değil aslında bunları anlamak. Bir gün çocuğunuzun sivil
polisler tarafından götürüldüğünü düşünün. Durumunu
öğrenmek için karakola gittiğinizde "elimizde böyle bir
kayıt yok" cümlesini defalarca duysanız ve çalmadığınız
kapı kalmamışsa bir daha haber alamazsanız ne hissedersiniz?
Böyle
bir şey yaşamamış olabilirsiniz ama her gün yanınızdan biri
daha eksilirken yaşamayacağımızın garantisi yok. Bir gün sizin
eşinizin, sevgilinizin, arkadaşınızın, çocuğunuzun başına
böyle bir şeyin gelmeyeceğinin garantisini artık kimse veremez.
O yüzden Taksim'de ki cumartesi anneleri hepimizin anneleri,
ellerinde kayıpların fotoğrafları , taleplerinin yazılı olduğu
pankartlarla orada. Galatasaray Meyda'nında her cumartesi baskılara,
hava koşullarına ve tüm yalanlara rağmen orada direnmekteler.
İnatla ve inançla kayıplarının hesabını sormaktalar.
Bu
hikayeler ülkemin gerçeklerinden başka hiç bir şey değil. Aynı
Roboski gibi. 28 Aralık 2011 gecesi F-16lar Roboski'de çoğu henüz
çocuk olan 34 kişiyi öldürdü. Her birinin ayrı hikayesi vardı.
Bunun için bir de "masum güvenlik operasyonu" dendi hiç
utanmadan. O anneler de şimdi adalet arıyorlar aynı Cumartesi
Anneleri gibi. Belki bütün bunlar resmi olarak zaman aşımına
uğrayabilir ama acılar zaman aşımına uğramaz. Türkiye' de ,
Roboski'de onca yoksulluğun içinde bir şekilde hayata tutunmaya
çalışan insanların üzerine yağan bombalar ülkemin gerçeği.
Adını bile duymadığımız bir yerdi belki de ta ki o bombalar
evlerine, bir parça ekmek, bir kalem götürmeye çalışan gencecik
canların üzerine yağana kadar. Onurlu bir şekilde hayat tutunmaya
çalışan otuz dört can... Bu ne vicdana sığar ne insanlığa.
Dışarıdan yaşananlara bakmak daha kolay, televizyon karşısında
olanları izlemek, üzülmek belki daha kolay ama orada ki
insanların acıları geçen zamana rağmen hala taze. Bir yanda
paramparça olmuş bedenler bir yandan da hala aynı yalanlar yani
"faili belli" kayıplar...
Bu
olaylar unutulmaz, acılar affedilmez... Acılar zaman aşımına
uğramaz...
Roboski'de
ki anneler, Galatasaray Meydan'ıyla özleştirdiğimiz cumartesi
anneleri, Arjantin' de cunda yönetiminin zorla yok ettiği
çocuklarını bulmak için Plaza del Mayo meydanında toplanan
anneler... Hepsinin tek bir derdi var aslında; kaybedilen
çocukları... Anneler hiç bir zaman kişisel öyküleriyle ilgili
konuşmayı seçmediler çünkü onları birleştiren acıları
ortaktı. Unutmadılar ve yıllardır birlikte direniyorlar.
Çocukları hapishanedeyken de onlara, dışarıda her türlü
baskıya karşı direnmek kalıyordu.Onları öldürenlere karşı
şimdi de onları yaşatmak kalıyor. Bu yüzden bu annelerin diğer
ortak yanı da yılmamaları , pes etmemeleri. İlk yola çıktıklarında
onlara "nasıl yapacaksınız" diye soranlar oldu, korkup
yanlarına gidemeyenler oldu fakat anneler asla vazgeçmedi. Onlar
belki çocuklarına ne olduğunu bilmiyorlardı ama çocuklarının
ne istediklerini biliyorlardı! Bu yüzden anneler çok güçlüdür.
Her bir anne tek tek çok güçlüdür elbette ama o anneler hep
birlikte daha da güçlenerek yürüdüler ve yürümeye devam
ediyorlar.
Oğullarını,
akranlarını, diğer anneleri de alarak yürüdüler ve tek bir anne
dahi oğlunu devletten sormaya dek ...
Ceren Özen
