"Yaşamın olduğu her yerde
savaşmak istiyorum"
Clara Zetkin
Cinsiyet,insanın mevcut genetik,biyolojik ve fizyolojik özellikleri olarak tanımlanır.Bu özellikler cinsiyetler arasında eşitsizlik değil sadece farklılık yaratmaktadır.
Toplumsal cinsiyet(gender) kavramı ise farklı kültürlerin insanlara yükledikleri roller,sorumluluklardır.Yıllar yılı öğretilmiş ve dayatılmış bu misyonlar kadının ve erkeğin omuzlarında yük olarak ağırlaşıp durmakta.Tarih ve toplum rolleri kadın ve erkek üzerinden dağıtırken bunun dışında farklı yönelime sahip olan herkes ötekileştirilmeye mahkum bırakılmıştır.
Bizler toplumsal rollerimizle daha konuşmadan, kadınlığımızın- erkekliğimizin farkına bile varmadan karşılaşıyoruz.Daha anne karnındayken ,eşyalarımız cinsiyetlerimize göre renkler belirlenip alınıyor. Doğumdan sonra daha cinsel organlarımızı keşfetmeden erkekseniz devamlı bir yerinizi göstermeniz isteniyor, kadınsanız devamlı bedeninizi saklamanız gerekiyor.Ve bu liste uzayıp gidiyor. Erkeklerin – erkliği büyürken "çapkınlık, avarelik, yakışır be oğluma " diye pohpohlanırken , kadınların kadınlığının farkına varılması bile istenmiyor. Yetiştirilip baba ocağından koca evine giden kadından buna rağmen birden "kadın" olması isteniyor. Hiç bir zaman ev işlerinde kocasına yardım eden bir kadın göremezsiniz. Zira kadın yemek yapmayı , ev temizlemeyi bilmiyorsa "koca" dahi bulamamakla korkutuluyor. Sanki koca bulmak ve evlenmek zorundaymış gibi.
Kadınların çoğu çalışma hayatına yeterince katılamıyor bile ne de olsa toplumsal olarak "ev kadınlığı" ve "analık" onlar için biçilmiş. Bu yüzden eğitim hayatlarına başladıklarında meslek seçimleri bile sınırlandırılmıştır. Hiç bir kadının muslukçu olma, inşaatta çalışma gibi düşüncesi dahi olamaz, kadın dediğin öğretmen olur , sekreter olur.
Aynı zamanda ailenin, toplumun namusudur kadın.İki bacak arasında ki mesafe kadardır kadının alanları. Erkeğin-erkin belirlediği sınırın dışına çıktığı an yollu, aranan, kadınlığını kaybedendir. Sanki kadının adı var da bu ülkede. İnsanlığı bile "adam olmak" ile tarifleyip dil alışkanlığına atıyoruz suçu, bilinçimize çok söz geçirmeyi başarmışız gibi. Bilinçimiz kadar konuşuyoruz aslında. Bize giydirilmiş onca rolden ne kadar sıyrıldığımızı kullandığımız dil ifade ediyor. Biz doğmadan hayat boyu giyeceğimiz roller hazırlanmış, cinsiyetçi tutum , erkek egemen dil, erkin hakimi olduğu alanlar...Kadının esamesi bile okunmuyor. Erkek egemenliğinin toplumun hemen hemen tüm dokularına sirayet etmiş bu uygulamalarına karşı biz kadınların bulundukları her alanda cinsiyetçiliği karşı durabilmeleri ancak birlikte ve kendi mücadelesini vermesiyle mümkündür.
Türkü Zencir
