27 Mart 2013 Çarşamba

ÖTEKİ OLMA



           Toplumumuzda eşi, erkek arkadaşı ve ailesi tarafından şiddete maruz kalmış, işkence görmüş, öldürülmüş kadınların haberleriyle ne yazık ki son dönemlerde daha sık karşılaşıyoruz. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var ki onlar görülmek dahi istenmeyenler: Eşcinsel, Biseksüel ve Transseksüel kadınlar.
    Toplumun hemen her kesimin de temkinle yaklaşılan hatta yok sayılan, görmezden gelinen kadınlar. Her şeyden önce bilinmesi gereken; bunun bir hastalık olmadığı, asıl hastalığın homo fobinin ta kendisi olduğudur. Kendilerini gizlemek zorunda oldukları bir ömür, yaşadıkları hayat, çalıştıkları meslek nedeniyle sürekli yargılanma, yadırganma, dışlanma... Bir kadın ne kadar mükemmel bir hayata sahip olsa da sırf başka bir kadınla birlikte diye her şeyini kaybedebilmektedir. Üstelik bunun kimseyi ilgilendirmemesi gerekirken.
   Erkek bedeninde doğmuş ve kendini kadın olarak hisseden, ruhunun bir kadın ruhu olduğunu söyleyen, psikolojik ve duygusal olarak kendini karşı cinse ait gören birini cinsiyet değiştirme yoluna gittiği için yargılamak kimin hakkı? Aynı şey kadın bedeninde doğmuş ve bundan rahatsızlık duyan ve erkek olması gerektiğini kendini o vücutta özgür hissedeceğini kendi olabileceğini söyleyen bir kadına ne diyebilirsiniz? Çoğunluktaki Transseksüelliğin zihinlerdeki yanlış algısının bir ürünü olarak kötü gözle bakma.

    Baktığınız kötü gözlere binaen bir travestinin seks işçiliği yaptığını ele alalım. Bu o insanlar için yeterince zorluk barındırıyorken, kalkıp da bıçaklarla hatta kılıçlarla saldırmak, dövmek, öldürmek hangi mantığın ürünüdür? Bir insanın canına kastetmek her ne olursa olsun kimsenin hakkı değildir ve hiç kimse kendinde bu hakkı göremez.
Cinsel tercih yahut yönelimdeki ‘cinsel’ kelimesi, cinsellik değil cinsiyet anlamındadır. Bunu bilinçsizce sapkınlık, hastalık, psikolojik sorun şeklinde dile getirenlerin bilmesi gereken şey Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 1990’da eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkardığıdır. Bununla birlikte  Eşcinselliğin bir hastalık, bozukluk ya da eksiklik olmadığını, 3 farklı cinsel yönelimden birisi olduğunu ve doğuştan ya da 3 ile 4 yaşlarına kadar belirlenen, kişinin kendi seçmediği bir durum olduğu tıp bilim tarafından tespit edilmiş ve bu durum kabul görmüş ve eşcinseller çoğu gelişmiş ülkelerde eşcinseller arası resmi evlilik dahil olmak üzere heteroseksüellerin sahip olduğu pek çok hakka kavuşmuştur. Zaten biraz düşünüldüğünde nasıl bir heteroseksüele kalkıp 'eşcinsel ol' demek saçma olacaksa bir eşcinsele de 'tedavi ol' denemez.
Psikiyatr Seven Kaplan bir röportajında : ‘Eşcinsel görünce, insanların ilk aklına gelen şey cinsellik. "Eş" kısmını bırakıyorsun ve "cinsellik" kısmına takılıyorsun. Bir çift görünce "Bunlar nasıl sevişiyor", "Ne kadar iğrençler", "Sapıklar", "Ne kadar ahlaksızca bir şey yapıyorlar" fikirleri dönmeye başlıyor. Sanki eşcinsellerin talebi buymuş gibi, "Bir de ulu orta yapmak istiyorlar" diyorlar. Bir heteroseksüel için eşcinsellerin cinsel birlikteliği yadırgatıcı olabilir ama aynı şey bir eşcinsel için de geçerli. Fark, çoğunluk olmanın getirdiği güçle, öfke de barındıran "bunlar olmamalı" arzusu.’ diyerek toplumun bakışını ve durumu ifade etmiştir.
Sonuç olarak kimsenin özel hayatının kimseyi ilgilendirmemesi gerekir. Hele ki bu yüzden psikolojik ya da fiziksel şiddete maruz bırakılmak insanca değildir. Çevrenizdeki insanları sadece insanlıkları için sevin, kabul edin bunun dışında hiçbir durum bir başkasını yargılamanız için size hak tanımaz.
Barış içinde özgür bir dünya için..

                                                                                                                           Kadının eL Hali