Denizli'de
16 yaşında akrabası tarafından üç kez tecavüze uğrayan kız çocuğuna ....
Bir çığlık duyuldu önce her yerde, dağ taş
yerinden oynadı, dereler geri akmaya, güneş doğuya doğru kaçıp saklanacak yer
aramaya gitti...
Baba güneşi görüyor mu insanlar? Neredeymiş
bulabilecekler mi?
"Uslu bir çocuk olursan" diyordun,
ben hep uslu oldum, akıllı oldum, saygılı oldum; okulda, yurtta, arkadaşlarıma,
anneme, sana , AKRABALARIMA! Peki ne zaman sözünü tutup mor yollar
getireceksin baba?
Aklımda ki masmavi, kıpkırmızı, sapsarı milyon
tane balonla bindim arabaya. Oraya zorla götürdü, bir sürü yaratık vardı orada,
kokuyordu her yer ama bu alıştığım, bildiğim 'insan' kokuları gibi değildi
baba. Orası daha önce hiçbir yerde rastlamadığım , bir sürü hayvan ölüsünün
yıllardır bekletildiği
bir yer gibi kokuyordu. Orada olmamı kimse yadırgamadı. Çünkü oradakiler görmüyordu baba, oradakiler neydi baba? İnsan değil, hayvan değil, neydi?
bir yer gibi kokuyordu. Orada olmamı kimse yadırgamadı. Çünkü oradakiler görmüyordu baba, oradakiler neydi baba? İnsan değil, hayvan değil, neydi?
Bir şey içirdi bana, 'Bitir çıkacağız buradan'
dedi. İğrenç koku, iğrenç yaratıklar,'iğrenç' kelimesi anlamlaşıyor,
somutlaşıyordu zihnimde, balonlarım bir bir sönerken koku zehirliyordu
düşlerimi... Her şey bulanıklaşıyordu, varlardı ama
silinip yeniden beliriyorlardı. Çıktık, arabaya bindirdi, yere basmadan yürüdüm
sanki, ellerim büyüyor, küçülüyordu, aynada ki silueti görüyor, korkuyordum.
Gidiyordu karanlığın içinde...Ağaçlar...Issız...Balonlarım...
"YAPMAAAAAAAAAAA"...Çığlık,
karanlık, silik! Zihnimde ki son kırmızı balon söndü, uçurumdan düştü, simsiyah
oldu kalbim, düşlerim, ellerim; orman kadar, gece kadar siyah...İçimde ki tüm
kelebekler bir gün bile yaşayamadan intihar ediyorlardı kozalarında biiirrr
biiirrr... 'O an' ben değil, tüm dünya kirlendi. öyle bir
kirlenmekti ki baba, yüzyıllar boyu asit yağmurları yağsa temizleyemezdi yer
yüzünü, insanları! Saklanmaya çalıştım günlerce kendi içimdeki
boşluğa, o kadar büyük bir boşluk nasıl sığmıştı küçük bedenime baba?
Korkuyordum, titriyordum, korkutuyordu,
korkutuyordunuz; suç işlemişim gibi; birinin parasını çalmışım, birini
öldürmüşüm gibi...SUÇ...GÜNAH... Çok korktum, korktukça daha çok korkuttu.
'Geleceksin' dedi, 'Yoksaaa'. GÖTÜRDÜ...Çığlık, karanlık, silik! Koku...Siz...Güneş
doğmamak üzere mi batmış 'o' gece?
Ölmek hiç bu kadar sıcak gelmemişti, soğuk,
katı olan ölüm o kadar yumuşak , şefkatli açıyordu ki kollarını bana artık.
"Bırakın beni" dedim, tuttun sıkı sıkı, şefkat vardı. Ölüm gibi
değildi. Bırakmadın.Sarmaladın.
Yürekler toplayıp beni sarın baba, sarıp
sarmalayın, uyutun beni, ta ki herkes UYANIP , benim için, Pippa Bacca için,
N.Ç. için, İpek Şardağ için. hepimiz için, 'vaaahhh vahhh, tühhhh tühhh' demeyi
bırakıp, topraklar altına gömülü "ADALET" 'i çıkartana kadar!...
'Seni seviyorum' demenin en anlamlı halisin
A.İ.
Denizli'de yaşanan olay her yüreğe paslı bir
çivi batırmıyorsa, çığlıkları duymuyorsak, merak etmeyin A.Ç.'ler bir gün sizin
de kapılarınızı çalıp, huzurlu yuvalarınıza, hayatlarınıza bir gün ziyarette
bulunup, her şeyinizi bir kaç dakika da alıp, tüm ışıkları söndürüp gider! Bu
mektubu ben (imkansız olduğunu bilerek) adalet isteyen aile için yazdım, daha
doğrusu 'SİZ' bana yazdırdınız...
Tuğçe Taşçı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder