30 Nisan 2013 Salı

BU MEKTUBU BANA SİZ YAZDIRDINIZ...



      Denizli'de 16 yaşında akrabası tarafından üç kez tecavüze uğrayan kız çocuğuna ....

      Bir çığlık duyuldu önce her yerde, dağ taş yerinden oynadı, dereler geri akmaya, güneş doğuya doğru kaçıp saklanacak yer aramaya gitti...

Baba güneşi görüyor mu insanlar? Neredeymiş bulabilecekler mi?

 "Uslu bir çocuk olursan" diyordun, ben hep uslu oldum, akıllı oldum, saygılı oldum; okulda, yurtta, arkadaşlarıma, anneme, sana , AKRABALARIMA!      Peki ne zaman sözünü tutup mor yollar getireceksin baba?

   Aklımda ki masmavi, kıpkırmızı, sapsarı milyon tane balonla bindim arabaya. Oraya zorla götürdü, bir sürü yaratık vardı orada, kokuyordu her yer ama bu alıştığım, bildiğim 'insan' kokuları gibi değildi baba. Orası daha önce hiçbir yerde rastlamadığım , bir sürü hayvan ölüsünün yıllardır bekletildiği
bir yer gibi kokuyordu. Orada olmamı kimse yadırgamadı. Çünkü oradakiler görmüyordu baba, oradakiler neydi baba? İnsan değil, hayvan değil, neydi?
Bir şey içirdi bana, 'Bitir çıkacağız buradan' dedi. İğrenç koku, iğrenç yaratıklar,'iğrenç' kelimesi anlamlaşıyor, somutlaşıyordu zihnimde, balonlarım bir bir sönerken koku zehirliyordu düşlerimi... Her şey bulanıklaşıyordu, varlardı ama silinip yeniden beliriyorlardı. Çıktık, arabaya bindirdi, yere basmadan yürüdüm sanki, ellerim büyüyor, küçülüyordu, aynada ki silueti görüyor, korkuyordum. Gidiyordu karanlığın içinde...Ağaçlar...Issız...Balonlarım...

"YAPMAAAAAAAAAAA"...Çığlık, karanlık, silik! Zihnimde ki son kırmızı balon söndü, uçurumdan düştü, simsiyah oldu kalbim, düşlerim, ellerim; orman kadar, gece kadar siyah...İçimde ki tüm kelebekler bir gün bile yaşayamadan intihar ediyorlardı kozalarında biiirrr biiirrr... 'O an' ben değil, tüm dünya kirlendi. öyle bir kirlenmekti ki baba, yüzyıllar boyu asit yağmurları yağsa temizleyemezdi yer yüzünü, insanları! Saklanmaya çalıştım günlerce kendi içimdeki boşluğa, o kadar büyük bir boşluk nasıl sığmıştı küçük bedenime baba?
  Korkuyordum, titriyordum, korkutuyordu, korkutuyordunuz; suç işlemişim gibi; birinin parasını çalmışım, birini öldürmüşüm gibi...SUÇ...GÜNAH... Çok korktum, korktukça daha çok korkuttu. 'Geleceksin' dedi, 'Yoksaaa'. GÖTÜRDÜ...Çığlık, karanlık, silik! Koku...Siz...Güneş doğmamak üzere mi batmış 'o' gece?

  Ölmek hiç bu kadar sıcak gelmemişti, soğuk, katı olan ölüm o kadar yumuşak , şefkatli açıyordu ki kollarını bana artık. "Bırakın beni" dedim, tuttun sıkı sıkı, şefkat vardı. Ölüm gibi değildi. Bırakmadın.Sarmaladın.
Yürekler toplayıp beni sarın baba, sarıp sarmalayın, uyutun beni, ta ki herkes UYANIP , benim için, Pippa Bacca için, N.Ç. için, İpek Şardağ için. hepimiz için, 'vaaahhh vahhh, tühhhh tühhh' demeyi bırakıp, topraklar altına gömülü "ADALET" 'i çıkartana kadar!...

 'Seni seviyorum' demenin en anlamlı halisin A.İ.

 Denizli'de yaşanan olay her yüreğe paslı bir çivi batırmıyorsa, çığlıkları duymuyorsak, merak etmeyin A.Ç.'ler bir gün sizin de kapılarınızı çalıp, huzurlu yuvalarınıza, hayatlarınıza bir gün ziyarette bulunup, her şeyinizi bir kaç dakika da alıp, tüm ışıkları söndürüp gider! Bu mektubu ben (imkansız olduğunu bilerek) adalet isteyen aile için yazdım, daha doğrusu 'SİZ' bana yazdırdınız...
                                                                 
                                                                                                                                   Tuğçe Taşçı              

Hiç yorum yok: