Tam da benim bu ay yazmaya karar verdiğim konuyla da örtüşüyordu. Benim
Edebiyat Dostları lokalini çalıştırdığım, en azından 'fanzin sokak' yazarları
bilmektedir. Denizli'de 2007'de dernek lokallerinin bir bölgeye
taşınması(Tabakhane) kararı alındı. Tam 6 yıldır devam eden hukuksuzluk
örneğiyle hem biz hem de dernek dostları yakından tanık olduk. 2007' den önce
Denizli'de 40 dernek lokali aktif olarak çalışmaktaydı. Gelinen süreçte yapılan
baskılar ve hukuksuzluklar nedeniyle şu an yedi dernek lokali olarak halen
hukuk mücadelesi vermeye devam ediyoruz. Aynı zamanda sosyal medya üzerinden de
kamuoyu oluşturmaya ve sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.
Denizli'de olanlar ne diye
baktığımızda Türkiye'de olanlardan hiç bir farkı olmadığını görüyoruz...Özel
yaşam alanlarımızın yavaş yavaş daraltıldığını, yatak odalarına kadar girip kaç
çocuk yapılmasına karar verildiği, mahalle baskısının da ötesine gidildiğini
biliyoruz! Biliyoruz da tartışmayı en son nokta "Rakı da içemiyoruz"
ile bitirmek istemiyoruz. Daha derinden , derinlerden almayı da biliyoruz.
Ne bu ülkede biz, neden dünyanın
öteki ülkelerinde özgürlüklerin kolayca kazanılmadığını, özgürlük savaşları
uğruna ne Spartacuslar, ne Mahirlerin yitirildiğini biliyoruz. Diyarbakır,
Mamak cezaevlerinde ser verip sır vermeyen nice gençlerimizin çığlıklarını hala
kulaklarımızla duymaktayız. Nazım Hikmet'i, Yılmaz Güney'i ve daha dün Ahmet
Kaya'yı başka topraklarda özgürlüklerimiz adına toprağa verdik. Aziz Nesin'i
yangından sağ çıkarabildik ama 35 can karşılığında...Biz bu topraklarda
özgürlüklerimiz adına Hrant Dink'i yitirdik! Oysa daha yazacak o kadar isim
varken buradan da tartışmaya devam etmek istemiyorum. Bu ülkede kaç tane darbe
varsa, hepsinde sağ, muhafazakar, militarist, anti demokrat zihniyetin parmağı
vardır. Tüm darbelerden bu ülkenin aydınları, yazarları, sanatçıları payını
almıştır. Almaya da devam etmektedir. Bunun üstüne yazılacak daha bir çok şey
aklıma gelmişken, ben yine de konumuzdan fazlaca uzaklaşmadan genelden 'lokale'
gelmek istiyorum. Ne mi yapılıyor dernek lokallerde? İnsanların bir araya
gelmesinin, toplanmasının aracısıdır lokaller.( Acaba insanların bir araya
gelmesinden mi korkuyorlar?) Bazen sinema günleri düzenlenir, bazen felsefe
atölyeleri kurulup insanların bazı olayları daha 'derinden' tartışması ve
bakması sağlanır(galiba en tehlikelisi bu gibi görünüyor). Bazen de tiyatro
sahnelenir. Bunlar on yıldır devam etmektedir.
Tiyatro, yetiş imdadıma!
Uyuyorum, uyandır beni
Karanlıkta kayboldum, yol göster bana ya da bir ışık yak
Tembelim, utandır beniUyuyorum, uyandır beni
Karanlıkta kayboldum, yol göster bana ya da bir ışık yak
Yorgunum, kaldır beni
İlgisizim, vur bana aldırış etmiyorum
Cahilim, öğret bana
Canavarım, insancıllaştır beni
Yüksekten atıyorum, gülmekten öldür beni
Edepsizim, alaşağı et beni
Kafasızım, değiştir beni
Yaramazım, cezalandır beni
Baskın ve zalimim, savaş benimle
Ukalayım alay et benimle
Avamım, eğit beni
Suskunum, çöz beni
Artık hayal kuramıyorum, bir korkak ya da budala gibi davran bana
Unuttum, bana hafıza yükle
Kendimi yaşlı ve tükenmiş hissediyorum, çocukluğu coştur benim için
Ağırım, müzik ver bana
Üzgünüm, mutluluk getir bana
Sağırım, fırtınada acılara çığlık attır
Kışkırtıldım, bilgeliği göster bana
Zayıfım, dostluğun ışığını yak
Körüm, bütün ışıkları bir araya topla
Çirkinliğin boyunduruğu altındayım, galebe güzelliğin girmesini sağla
Nefretle kuşatıldım, sevginin tüm gücünü ver bana...
Ariane Mnouchkine
Şimdi düşündüm de bayağı tehlikeliymişiz. Bu tür sosyal mekanlarda bir araya gelmeler! "Siz itaat edin,biat edin! Düşünmeyin!" Nasıl olsa sizin yerinize düşünen liderleriniz, kanaat önderleriniz, televizyon yorumcularınız var. Sizin içiniz rahat olsun. Hatta seçimden seçime makarnalarınız ve kömürünüz de hazır. Ne dersin Ümit Aktaş? Daha derinden alalım mı tartışmayı? Yoksa çok gerilere gitmeden sadece son on yılda olan özgürlüklerimiz nasıl yok ettiğinizi anlatmaya devam edelim mi? Yoksa siz bunlara yeni bir isim mi buldunuz? Ben bunlara 'anlam kargaşası' diyorum. Tüm bu yaşanan çirkinliklere ve kabadayı erkek bakış açısına rağmen, benim ülkemde bir gün gelecek bahar , açacak kır çiçekleri ve 'derinden' gerçekten gülecek, şeker yiyebilecek kara yağız esmer çocuklarımız. Özgürlükten, barıştan yana umudumuz hiç kırılmadı. Düşlerimizdir bizi hayatta tutan, yetmedi gücünüz bunu almaya ellerimizden!...
Bu da tehlikeliymiş meğer...
Bazen de oturup türkülerimizi bir çok dilde söyler, çayımızı, biramızı,
rakımızı, kahvemizi demleniriz. Efkarlanıp 'yarın yanağından gayrı paylaşmak
için her şeyi her yerde' türküsünü bir ıslık gibi bağıra çağıra hep bir ağızdan
söyleriz. Bazen de bir cumartesi annesi olup fotoğraf sergileriyle, Bandista
şarkılarıyla acımıza rağmen dans etmeyi başarabiliriz.
Bu tür sosyal mekanlarda bir
araya gelmeler! "Siz itaat edin,biat edin! Düşünmeyin!" Nasıl olsa
sizin yerinize düşünen liderleriniz, kanaat önderleriniz, televizyon
yorumcularınız var. Sizin içiniz rahat olsun. Hatta seçimden seçime
makarnalarınız ve kömürünüz de hazır. Ne dersin Ümit Aktaş? Daha derinden alalım
mı tartışmayı? Yoksa çok gerilere gitmeden sadece son on yılda olan
özgürlüklerimiz nasıl yok ettiğinizi anlatmaya devam edelim mi? Yoksa siz bunlara yeni bir isim mi buldunuz?
Ben bunlara 'anlam kargaşası' diyorum. Tüm bu yaşanan çirkinliklere ve kabadayı
erkek bakış açısına rağmen, benim ülkemde bir gün gelecek bahar , açacak kır
çiçekleri ve 'derinden' gerçekten gülecek, şeker yiyebilecek kara yağız esmer
çocuklarımız. Özgürlükten, barıştan yana umudumuz hiç kırılmadı. Düşlerimizdir
bizi hayatta tutan, yetmedi gücünüz bunu almaya ellerimizden!...
Selma Zencir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder