30 Nisan 2013 Salı

DERİNDEN


                              
     
Ece Temelkuran'ın " Kayda Geçilsin" adlı kitabını henüz okuyabildim.İslamcı entelektüel Ümit Aktaş'ın Alevilerin ve solun muhafazakarlaşmaya tepkisinin 'Rakımızı içemiyoruz' düzeyinden daha derin olması gerektiğini söylediği "Alevi açılı mı, Sünni açılı mı?" bölümünü de tabi ki yeni gördüm.
Tam da benim bu ay yazmaya karar verdiğim konuyla da örtüşüyordu. Benim Edebiyat Dostları lokalini çalıştırdığım, en azından 'fanzin sokak' yazarları bilmektedir. Denizli'de 2007'de dernek lokallerinin bir bölgeye taşınması(Tabakhane) kararı alındı. Tam 6 yıldır devam eden hukuksuzluk örneğiyle hem biz hem de dernek dostları yakından tanık olduk. 2007' den önce Denizli'de 40 dernek lokali aktif olarak çalışmaktaydı. Gelinen süreçte yapılan baskılar ve hukuksuzluklar nedeniyle şu an yedi dernek lokali olarak halen hukuk mücadelesi vermeye devam ediyoruz. Aynı zamanda sosyal medya üzerinden de kamuoyu oluşturmaya ve sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.
 Denizli'de olanlar ne diye baktığımızda Türkiye'de olanlardan hiç bir farkı olmadığını görüyoruz...Özel yaşam alanlarımızın yavaş yavaş daraltıldığını, yatak odalarına kadar girip kaç çocuk yapılmasına karar verildiği, mahalle baskısının da ötesine gidildiğini biliyoruz! Biliyoruz da tartışmayı en son nokta "Rakı da içemiyoruz" ile bitirmek istemiyoruz. Daha derinden , derinlerden almayı da biliyoruz.
 Ne bu ülkede biz, neden dünyanın öteki ülkelerinde özgürlüklerin kolayca kazanılmadığını, özgürlük savaşları uğruna ne Spartacuslar, ne Mahirlerin yitirildiğini biliyoruz. Diyarbakır, Mamak cezaevlerinde ser verip sır vermeyen nice gençlerimizin çığlıklarını hala kulaklarımızla duymaktayız. Nazım Hikmet'i, Yılmaz Güney'i ve daha dün Ahmet Kaya'yı başka topraklarda özgürlüklerimiz adına toprağa verdik. Aziz Nesin'i yangından sağ çıkarabildik ama 35 can karşılığında...Biz bu topraklarda özgürlüklerimiz adına Hrant Dink'i yitirdik! Oysa daha yazacak o kadar isim varken buradan da tartışmaya devam etmek istemiyorum. Bu ülkede kaç tane darbe varsa, hepsinde sağ, muhafazakar, militarist, anti demokrat zihniyetin parmağı vardır. Tüm darbelerden bu ülkenin aydınları, yazarları, sanatçıları payını almıştır. Almaya da devam etmektedir. Bunun üstüne yazılacak daha bir çok şey aklıma gelmişken, ben yine de konumuzdan fazlaca uzaklaşmadan genelden 'lokale' gelmek istiyorum. Ne mi yapılıyor dernek lokallerde? İnsanların bir araya gelmesinin, toplanmasının aracısıdır lokaller.( Acaba insanların bir araya gelmesinden mi korkuyorlar?) Bazen sinema günleri düzenlenir, bazen felsefe atölyeleri kurulup insanların bazı olayları daha 'derinden' tartışması ve bakması sağlanır(galiba en tehlikelisi bu gibi görünüyor). Bazen de tiyatro sahnelenir. Bunlar on yıldır devam etmektedir.

Tiyatro, yetiş imdadıma!

Uyuyorum, uyandır beni
Karanlıkta kayboldum, yol göster bana ya da bir ışık yak
Tembelim, utandır beni
Yorgunum, kaldır beni
İlgisizim, vur bana aldırış etmiyorum
Cahilim, öğret bana
Canavarım, insancıllaştır beni
Yüksekten atıyorum, gülmekten öldür beni 
Edepsizim, alaşağı et beni 
Kafasızım, değiştir beni
Yaramazım, cezalandır beni
Baskın ve zalimim, savaş benimle
Ukalayım alay et benimle
Avamım, eğit beni 
Suskunum, çöz beni 
Artık hayal kuramıyorum, bir korkak ya da budala gibi davran bana 
Unuttum, bana hafıza yükle
Kendimi yaşlı ve tükenmiş hissediyorum, çocukluğu coştur benim için
Ağırım, müzik ver bana 
Üzgünüm, mutluluk getir bana
Sağırım, fırtınada acılara çığlık attır
Kışkırtıldım, bilgeliği göster bana
Zayıfım, dostluğun ışığını yak 
Körüm, bütün ışıkları bir araya topla
Çirkinliğin boyunduruğu altındayım, galebe güzelliğin girmesini sağla
Nefretle kuşatıldım, sevginin tüm gücünü ver bana...
                                                                                                     Ariane Mnouchkine

     Şimdi düşündüm de bayağı tehlikeliymişiz. Bu tür sosyal mekanlarda bir araya gelmeler! "Siz itaat edin,biat edin! Düşünmeyin!" Nasıl olsa sizin yerinize düşünen liderleriniz, kanaat önderleriniz, televizyon yorumcularınız var. Sizin içiniz rahat olsun. Hatta seçimden seçime makarnalarınız ve kömürünüz de hazır. Ne dersin Ümit Aktaş? Daha derinden alalım mı tartışmayı? Yoksa çok gerilere gitmeden sadece son on yılda olan özgürlüklerimiz nasıl yok ettiğinizi anlatmaya devam edelim mi?  Yoksa siz bunlara yeni bir isim mi buldunuz? Ben bunlara 'anlam kargaşası' diyorum. Tüm bu yaşanan çirkinliklere ve kabadayı erkek bakış açısına rağmen, benim ülkemde bir gün gelecek bahar , açacak kır çiçekleri ve 'derinden' gerçekten gülecek, şeker yiyebilecek kara yağız esmer çocuklarımız. Özgürlükten, barıştan yana umudumuz hiç kırılmadı. Düşlerimizdir bizi hayatta tutan, yetmedi gücünüz bunu almaya ellerimizden!...

Bu da tehlikeliymiş meğer...

    Bazen de oturup türkülerimizi bir çok dilde söyler, çayımızı, biramızı, rakımızı, kahvemizi demleniriz. Efkarlanıp 'yarın yanağından gayrı paylaşmak için her şeyi her yerde' türküsünü bir ıslık gibi bağıra çağıra hep bir ağızdan söyleriz. Bazen de bir cumartesi annesi olup fotoğraf sergileriyle, Bandista şarkılarıyla acımıza rağmen dans etmeyi başarabiliriz.

Şimdi düşündüm de bayağı tehlikeliymişiz. 
Bu tür sosyal mekanlarda bir araya gelmeler! "Siz itaat edin,biat edin! Düşünmeyin!" Nasıl olsa sizin yerinize düşünen liderleriniz, kanaat önderleriniz, televizyon yorumcularınız var. Sizin içiniz rahat olsun. Hatta seçimden seçime makarnalarınız ve kömürünüz de hazır. Ne dersin Ümit Aktaş? Daha derinden alalım mı tartışmayı? Yoksa çok gerilere gitmeden sadece son on yılda olan özgürlüklerimiz nasıl yok ettiğinizi anlatmaya devam edelim mi?  Yoksa siz bunlara yeni bir isim mi buldunuz? Ben bunlara 'anlam kargaşası' diyorum. Tüm bu yaşanan çirkinliklere ve kabadayı erkek bakış açısına rağmen, benim ülkemde bir gün gelecek bahar , açacak kır çiçekleri ve 'derinden' gerçekten gülecek, şeker yiyebilecek kara yağız esmer çocuklarımız. Özgürlükten, barıştan yana umudumuz hiç kırılmadı. Düşlerimizdir bizi hayatta tutan, yetmedi gücünüz bunu almaya ellerimizden!...

                                                                                                                                        Selma Zencir

Hiç yorum yok: