30 Nisan 2013 Salı

Kürtaj Benim Seçimim Cinayet Sizin Yönteminiz..!



   
  Kürtaj hakkı; kadınların istenmeyen gebelikleri sağlıklı koşullar altında sonlandırılmasını, kendi bedenleri ve yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmesi koşullarından biridir.

     Sistem kürtaj uygulamasını, insanlığın başlangıcından günümüze uzanan kadın bedenine yönelik farklı şiddet yöntemlerini, baskılarını içerdiği bir uygulama dönüştürmeye çalışmıştır. Kısaca Türkiye'deki kürtaj tarihine bakacak olursak; I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra oluşan yıkıcı nüfus azalması nedeniyle kürtaj yasaklanır. İlk dönem liderleri kürtajın yasaklanmasını nüfusun arttırılması için gerekli görmüşlerdir. Bu dönemde altı ve üzeri çocuk sahibi olan kadınlar maddi olarak desteklenmiş hatta madalyalarla "onur"landırılmıştır. 1960'lara doğru gelindiğinde ülkede bir nüfus patlaması yaşanır. Nüfusun hızla ikiye katlanması ülkenin gelişmesinde bir engel oluşturulmaya başlamıştır ki bu dönemlerde ortaya Nüfus Planlaması Kanunu çıkartılır.. Bu süreç devam ederken verilere göre kürtaj yasak olmasına rağmen yılda 400 bin kürtaj gerçekleşiyor ve yaşanılan komplikasyonlardan dolayı 12 bin kadın hayatını kaybediyordur. Nüfus planlaması kanunu ile doğum kontrol yasalaşır ve aile planlaması klinikleri kurulur. Kürtajın hala yasak olduğu 1970'li yıllarda kadınların en az üçte birinin bir kere kürtaj olduğu tahmin ediliyor. Başka bir değerlendirmeye göre ise yıllık 200 bin ile 400 bin arasında yasa dışı kürtaj gerçekleşiyor ve bunların 12 bini kadın ölümleriyle sonuçlanıyor. 1983 yılına gelindiğinde ise kürtaj yasalaştırılır. Kürtaj yasalaştıktan sonra, kürtaj olma sayısı 3 kat azalır, anne ölümlerin hızı 6 kat azalır, kadınların yaşama süresi 14 yıla kadar artar, güvenli olmayan düşüklere bağlı ölüm ve sakatlıklar ortadan kalkar. Yalnız 1983'ten günümüze geldiğimizde Başbakan'ın kürtajla ilgili şu sözleri "kürtajı cinayet olarak görüyorum", "her kürtaj bir Uludere'dir" baskıları arttırmıştır. Başbakan ceninin yaşama hakkından bahsediyor. Eğer yaşama hakkından bahsedilecekse ilk önce  önüne geçemediği kadın cinayetlerine, işçi ölümlerine, çocuk istismarına, kadın tecavüzlerine, savaşta ölen insanlara, çocuk gelinlere bir çare bulsun!! Başbakan kürtajın cinayet olduğunu düşünerek yasaklanmasını istiyor. Yalnız kürtajın yasaklanması demek anne ölümlerinin artması demektir. Çünkü doğum yapmak istemeyen bir kadın kendi hayatına mal olsa bile o doğumu yapmaz. Kürtaj kadının konusu olmaktan çıktı dinin ve siyasetin çıkarlarına göre oynadığı bir olgu haline geldi. Kadınların kürtaj hakkı kullanılarak politika yürütülüyor. Bu günümüzde de daha baskıcı bir şekilde devam ediyor. Kürtajı yasaklama çabası kadının kendi üzerindeki yetkisini elinden alma çabası, kadını evin içine tıkma, çocuk yapıp onun bakımıyla ilgilenme, sistemin sözünden çıkmama, görmeme, duymama, bilmeme durumuna gelen bir varlığa çevirme çabasıdır.

     Son dönemlerde öyle bir baskının içerisindeyiz ki artık devlet hastanelerinde doktorlar kürtaj olmak isteyen kadınlara narkoz vermeden kürtaj yapıyor. Bunun en iyi örneği de bunu yaşayan bir kadının Ayşe Arman' gönderdiği mektuptur. Hastanelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi kadınlar için büyük bir travmadır. Devletin bu baskıcı tutumu nüfus politikaları bir yana kürtajı engellemekte değil, kadınların öncelikli olarak çocuk doğurmak ve bakmakla yükümlü eşit olmayan vatandaşlar olduklarını bir kez daha vurgulamaktır. Kürtajın devletin belirlediği sınırlar içerisinde değil, kadınların istek ve ihtiyaçları doğrultusunda yapılması gereklidir.

     Yazının sonuna gelirken yinelemek gerekir, kürtaj haktır karar kadınlarındır. Sorun sadece kürtaj olup olmama mücadelesi de değil, kadının kendini kadın olarak kabul ettirme, kendi bedeniyle ilgili söz sahibi olduğunu gösterme, eşit, özgür yaşayabilme mücadelesidir. Hayatımız, kararlarımız, bedenimiz, rahmimiz, cinselliğimiz bizimdir. Bunlarla ilgili kararları da ancak biz kadınlar verebiliriz.
                                                            
                                                                                                                                  Bilsev Karkıner                                                                                                       

Hiç yorum yok: