Bir sabun kadar kayganım şimdi. Köpük
bağladı ruhum. Yataktayım. Beynimin sıkıştırıldığını hissediyorum. Dünyaya
çöreklenmiş yılanların ortasında kaçabileceğim en benden yerde gibiyim. Zamanın,
tutkuları güneşe uyarlayabildiği boyutundayım. Boyutum Notre Dame’ın
Kamburu‘ndaki sevdayı sığdırır kucağına. Acı duyduğumu hissettiğim demlerde
görüyorum ki acı yine acı çekme yetisi olanlara düşer, duymak isteyenler duyar
çığlıkları. Kulaklarımızı, gözlerimizi kapatarak, duyularımızı yok ederek
yaşıyoruz. Böyleyken her şey daha kolay yoluna girecek diye umut ediyoruz diye
düşünürken bizi biz yapan, geçmişten getirdiğimiz tüm birikimlerimizi yok
ederek yaşıyor, daha az insan oluyoruz .
UMUT! Sıkıntı, sözcüğün
kökeninin bozukluğundan kaynaklanıyor. Ummak yerine direnmeyi seçmeli. Umut
sessizliği, beklemeyi, tepkisizliği barındırıyor içinde. Tutkunu olduğumuz
şeyler getiriyor sonumuzu. Sessizliği sonu olacak insanlığın. Samimi olmayan, bizi eksilten, çoğaltmayan benliğimizden uzaklaştıran her şeye karşı direnmeli. Ses, sözcük, renk akıtmalı ruhlar.
Esrarlı
şeyleri dehşet severim, diyor Dostoyevki. Sırrı var insanoğlunun. Herkes bir
diğerinden, kendinden bile saklıyor kırgınlıklarını, gerçekliklerin... Çıkarın
sakladıklarınızı, sandıklarınızdan. Sırrı dökülmüş hepsinin. Parlatın, netleştirin ruhlarınızı, beyninizi. Soyutlukların arkasına sığınıp bunlarla
beslemeyin korkunuzu. Kendinize inanmaktan geçer başkaldırı. Dünyayı esrarlı
yapan bir şey varsa o da insanın kendi içinde barındırdığı, kardeşi gibi
birlikte yaşadığı bir ikinci kişinin varlığını keşfetmekti. Kendinizi
uyandıramadıysanız belki ikiz kardeşinizi uyandırırsınız. Düşleri, düşünceleri
hapsedilmişlere, bedeni yara bağlamış kadınlara, aç kalmışlara, boyun eğenlere, taklit etmekten kim olduğunu unutanlara, umut edip bekleyenlere, sistemin
çarkına takılıp kalanlara şaşırmıyoruz, çocuk değiliz; ama bu çarkı
döndürenlere, bu dünyayı yaratanlara tepkiliyiz .
‘ Hiç
şaşırmıyorsanız artık çocuk olamazsınız . ’
Aslı Gezgiç
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder