Bu yıl 11.si
düzenlenen Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivalinde Araf filmini
izleme fırsatı yakaladım. “Araf” tam da
film mor yakışan bir film.
Zehra(Neslihan
Atagül) önceden bir sanayi şehri olan fakat şimdilerde fabrikanın kalıntıları
ve sanayi atıklarından başka bir şey kalmayan, tarım ve üretimin yapılamadığı,
hemen hemen herkesin işsiz olduğu bir şehirde otoban kenarındaki dinlenme
tesisinde yemek dağıtıcısı olarak çalışmaktadır. Vardiya arkadaşı Olgun’la
(Barış Hacıhan)birlikte bu monoton ve kaderi çizilmiş hayatın farkındadırlar.
Sanki bir gün birdenbire hayatları değişecekmiş umuduyla Araf’ta
beklemektedirler. Bir gün istasyona gelen Mahur’a(Özcan Deniz) aşık olan Zehra
arafı onunla aşmayı hayal eder.
Yeşim
Ustaoğlu hikayesinde bebeğini vermek zorunda kalan ve eski hayatına sırtını
dönebilmek için arafa gelmiş bir kadına,karısına kötü davranan alkolik bir babaya, babasından
nefret eden bir oğla, evi terk etmekten başka çaresi kalmayan bir kadının zorlu
hayatlarına da değinir.
Filmde hemen
hemen erkeklerin hiç konuşturulmaması, olayların içinde yer almaması dikkat
çekici. Zehra'nın babası sadece bir sahnede gösteriliyor. Zehra’nın aşık olduğu
Mahur’un diyalog sahnesi çok az. Erkekleri susturup kadını konuşturan bir film
Fakat bunlara rağmen ataerkil sistemin etkilerini, erkek egemen faşizan
algısını yansıttığını itiraf etmeliyim.
Filmin en
etkileyici ve en çok konuşulan sahnesi şüphesiz genç bir kadının tuvalette
düşük yapma sahnesi oldu. Doktorların fikir yardımıyla çekilen bu sahne gerçeğe
çok yakın olarak çekilmiş. Seyircilerin bir kısmına çok gerçekçi gelmese de
filmden sonra söyleşi yapan yönetmen
Yeşim Ustaoğlu tuvalette düşük yapan, hamileliğini ailesinden gizlemek zorunda kalan ne kadar çok kadının olduğundan
ve bizlerin bunları ne kadar çok görmezden geldiğimize değinerek gerçek bir
olaydan yola çıkarak bu filmi yapmaya karar verdiğinden söz etti.
Aslında
bu sahneyi izlerken tam olarak hissettiğim şey Araf’ta kalmanın çaresizliği
oldu. Düşük yapma sahnesinin gerçekçi olması değildi beni etkileyen. Tuvalette
düşük yapmak zorunda kalan genç bir kadının o anki psikolojik travması oldu.
Keza Neslihan Atagül oyunculuyla seyircilere duygularını yaşattı. Yeşim
Ustaoğlu’nun dediği gibi az değildi bu olayların sayısı ve işte tüm bunların
hayatın gerçeği olduğuyla yüzleşmemizi sağlıyordu bu sahne.
Film aynı
zamanda Pelin Esmer’in Gözetleme Kulesi'ni de anımsatmadı değil. İki hikayenin
ortak mekanı da dinlenme tesisi.
Gözetleme Kulesi'ndeki Pelin ensest bir ilişkiyle, Zehra ise duru ve samimi bir
aşkla ‘kirlenirler’… Zehra tek başına tuvalette düşük yaparken pelin tek başına
doğum yapar. İki genç kadında dünyaya bebeklerini getirmek istemezler.
Anneliğin böylesine yüceltildiği bir toplumda bebeklerini sahiplenip,
namuslarını kurtarmak için sığınırlar başka erkeklerin ‘güvenli kollarına’...
Böylelikle temizlenirler…
Masumiyetleri
ve günahlarına karar verilmemişlerin cennetin kapısındaki bekledikleri ‘Araf’…
Araf mitolojide
ve dinlerde cennetle cehennem arasında kalan..hatta Araf’ta kalmanın cehenneme
gitmekten bile daha kötü olduğu söylenir. Asıl kötüsü Araf’ta hesaplaşılamaz
,sorgulanamaz, değiştirilemez…
Bu
bir durum filmi aslında ama insan sanatta alternatif bir yol, çözüm arıyor.
Geçip gittiğimiz her gün yaşanan bu olaylarda hiç mi umut yok sorusu gelmiyor
değil aklımıza…
Dzhansu Plamenova Yosifova

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder