30 Nisan 2013 Salı

KADIN ELİ DEĞMİŞ FİLMLER




Bu yıl 11.si düzenlenen Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivalinde Araf filmini izleme fırsatı yakaladım. “Araf”  tam da film mor yakışan bir film.
Zehra(Neslihan Atagül) önceden bir sanayi şehri olan fakat şimdilerde fabrikanın kalıntıları ve sanayi atıklarından başka bir şey kalmayan, tarım ve üretimin yapılamadığı, hemen hemen herkesin işsiz olduğu bir şehirde otoban kenarındaki dinlenme tesisinde yemek dağıtıcısı olarak çalışmaktadır. Vardiya arkadaşı Olgun’la (Barış Hacıhan)birlikte bu monoton ve kaderi çizilmiş hayatın farkındadırlar. Sanki bir gün birdenbire hayatları değişecekmiş umuduyla Araf’ta beklemektedirler. Bir gün istasyona gelen Mahur’a(Özcan Deniz) aşık olan Zehra arafı onunla aşmayı hayal eder.
Yeşim Ustaoğlu hikayesinde bebeğini vermek zorunda kalan ve eski hayatına sırtını dönebilmek için arafa gelmiş bir kadına,karısına  kötü davranan alkolik bir babaya, babasından nefret eden bir oğla, evi terk etmekten başka çaresi kalmayan bir kadının zorlu hayatlarına da  değinir.
Filmde hemen hemen erkeklerin hiç konuşturulmaması, olayların içinde yer almaması dikkat çekici. Zehra'nın babası sadece bir sahnede gösteriliyor. Zehra’nın aşık olduğu Mahur’un diyalog sahnesi çok az. Erkekleri susturup kadını konuşturan bir film Fakat bunlara rağmen ataerkil sistemin etkilerini, erkek egemen faşizan algısını yansıttığını itiraf etmeliyim.

Filmin en etkileyici ve en çok konuşulan sahnesi şüphesiz genç bir kadının tuvalette düşük yapma sahnesi oldu. Doktorların fikir yardımıyla çekilen bu sahne gerçeğe çok yakın olarak çekilmiş. Seyircilerin bir kısmına çok gerçekçi gelmese de filmden sonra söyleşi yapan  yönetmen Yeşim Ustaoğlu tuvalette düşük yapan, hamileliğini ailesinden gizlemek  zorunda kalan ne kadar çok kadının olduğundan ve bizlerin bunları ne kadar çok görmezden geldiğimize değinerek gerçek bir olaydan yola çıkarak bu filmi yapmaya karar verdiğinden söz etti.
         Aslında bu sahneyi izlerken tam olarak hissettiğim şey Araf’ta kalmanın çaresizliği oldu. Düşük yapma sahnesinin gerçekçi olması değildi beni etkileyen. Tuvalette düşük yapmak zorunda kalan genç bir kadının o anki psikolojik travması oldu. Keza Neslihan Atagül oyunculuyla seyircilere duygularını yaşattı. Yeşim Ustaoğlu’nun dediği gibi az değildi bu olayların sayısı ve işte tüm bunların hayatın gerçeği olduğuyla yüzleşmemizi sağlıyordu bu sahne.
Film aynı zamanda Pelin Esmer’in Gözetleme Kulesi'ni de anımsatmadı değil. İki hikayenin ortak mekanı da  dinlenme tesisi. Gözetleme Kulesi'ndeki Pelin ensest bir ilişkiyle, Zehra ise duru ve samimi bir aşkla ‘kirlenirler’… Zehra tek başına tuvalette düşük yaparken pelin tek başına doğum yapar. İki genç kadında dünyaya bebeklerini getirmek istemezler. Anneliğin böylesine yüceltildiği bir toplumda bebeklerini sahiplenip, namuslarını kurtarmak için sığınırlar başka erkeklerin ‘güvenli kollarına’... Böylelikle temizlenirler…
Masumiyetleri ve günahlarına karar verilmemişlerin cennetin kapısındaki bekledikleri ‘Araf’…
Araf mitolojide ve dinlerde cennetle cehennem arasında kalan..hatta Araf’ta kalmanın cehenneme gitmekten bile daha kötü olduğu söylenir. Asıl kötüsü Araf’ta hesaplaşılamaz ,sorgulanamaz, değiştirilemez…
         Bu bir durum filmi aslında ama insan sanatta alternatif bir yol, çözüm arıyor. Geçip gittiğimiz her gün yaşanan bu olaylarda hiç mi umut yok sorusu gelmiyor değil aklımıza… 
                                                             
                                                                                                    Dzhansu Plamenova  Yosifova      

Hiç yorum yok: